6 Ekim 2026 Salı

Merve Demir Eski Bir Fotoğrafa Doğru adlı şiir kitabının yazarı Volkan Öten ile konuştu.


Merve Demir: Merhaba Volkan, uzun bir aradan sonra tekrar seninle edebiyat konuşmak benim için heyecan verici. Bir gün evvel seninle edebiyat üzerine sohbetimizden sonra çok gerilere gittim açıkçası. Geçen yıllarda okuduğum Eski Bir Fotoğrafa Doğru adlı kitabını seninle o gece telefonu kapattıktan sonra bir heyecanla yediden kat etmek istedim. Seninle konuştuğumuz konular, beni kitap üzerinde düşünmeye yöneltti ve aklıma gelenleri sana sormak istedim. Hemen başlamak istiyorum.

Volkan Öten: Merhaba Merve, çok incesin. Çok sağ ol. Uzun bir aradan sonra ben de edebiyat konuşmayı özlemişim. O gece hakikaten çok verimli bir sohbet gerçekleştirdik seninle. Çok şey öğrendim senden. Telefonu kapattıktan bir süre sonra beni yeniden arayıp, kitabımı tekrar okuduğunu ve benimle söyleşmek istediğini duyunca çok heyecanlandım. Umarım senin için de benim için de okuyanlar için de verimli bir söyleşi olur.

M.D.: Hemen başlayalım o halde. “Eski Bir Fotoğrafa Doğru” adlı kitabında geçmiş, yalnızca hatırlanan bir zaman değil; yeniden yaşanan, yeniden kurulan bir dünya gibi duruyor. Senin için geçmiş gerçekten geçmiş midir, yoksa şiirle birlikte yeniden mi yaşanır?

V.Ö.: Merve, hepimiz biliyoruz ki, geçmiş yeniden yaşanamaz. Fakat edebiyat, geçmişte bir yerde kalan o dünyaya ait havayı günümüzün okuruna hissettirme işi değil midir? Bu minvalde şiir sanatının geçmişi yaşatma iddiası, fantastik bir olgu elbette. Asıl mesele, o dünyanın havasını günümüzde koklayabilmek. Bu çok özel bir durum. Bunu yaratıcı sanatlar içinde en iyi hissettiren de edebiyattır. Hep demiyor muyuz, edebiyat bir dünya yaratmaktır, diye. Aslında yazarlar geçmişi deşerken, onu yeniden inşa ederler. Yaşanmışlıklar geleceğe aktarılırken geçmiş kendini yeniden yaratır. Böyle.

M.D.: Şiirlerinde İstanbul yalnızca bir mekân değil, neredeyse şiirin karakterlerinden biri. Beyoğlu, Çukurcuma, Boğaziçi, Kadıköy, Üsküdar, Adalar. İstanbul senin şiirinde nasıl bir duyguya dönüşüyor?

V.Ö: Duyguları harekete geçiren bazı imgeler vardır. Bu, çoğu yazarda olduğu gibi bende de elbette mekanlardır. O mekânın tarihi, kültürü çok değerli hiç kuşkusuz fakat şiirimde bunlardan bağımsız bir şey söylüyorum. Bir semtin herhangi bir alanında yaşanmışlığınız varsa, bu hatırlamaya dönüyor. Şiir bende biraz da hafıza ile ilgili bir uğraş. Çok hatırlarım ben. Semtler benim için okumam gereken tarihi ve kültürü olan yerlerden çok, hatırlamam gereken yerlerdir. Peki, neyi hatırlarım? Burada insan meselesine geliyoruz. İnsan yoksa şehirlerin kendi içinde bir anlamlarının olacağını sanmıyorum. Şehirlerdeki yaşanmışlıklarım bir sayıklamaya dönüyor şiirimde. Hatırlamazsan yazamazsın. Yazmanın en temel güdüsü hatırlamaktır. Doğal olarak bende de böyle işliyor.

M.D.: Kitapta aşk ile yalnızlık çoğu zaman birbirinden ayrılmıyor. “Seni çok özledim” duygusu, senin şiirinde aşkın doğal sonucu mudur, yoksa aşkı var eden temel duygu mudur?

V.Ö.: Aşk, yıkıcıdır. Biten, yıkılan bir şeyin ardından özlem başlar. Bu yıkıcılığa, bitimliliğe tahammül etmek hakikaten çok zor insan için. Sen de beni iyi tanıdığın için, buna tahammül etmekte ne kadar zorlandığımı iyi bilirsin. Soruna gelirsem, özlemek hem sonuçtur hem de süreç içinde yaşanılan da bir duygudur. Fakat aşkı var eden tek duygu özlemek değildir elbette. Çok farklı duygu durumlarına girebiliyor insan âşık olunca. Zaman zaman insanın kendisinin dahi tanımlayamadığı duygu durumunu sevdiğine canhıraş bir şekilde gösterebilme telaşı değil midir? O duygu durumunu hissettirememe imkansızlığı. Yakıcı hakikaten. Şiirime de böyle yansıması işin doğasından.

M.D.: Marcel Proust, Virginia Woolf, Sait Faik, Nâzım Hikmet, Turgut Uyar, Edip Cansever, Attilâ İlhan gibi birçok edebî isim şiirlerinin içinde beliriyor. Bu şair ve yazarlarla kurduğun ilişki bir etkilenme mi, edebî bir sohbet mi, yoksa kendi şiir dünyanı kurmanın bir yolu mu?

V.Ö.: Seninle de uzun uzun irdelediğimiz bir mevzudur hatırlarsan. Etkilenmekten söz alınca genelde olumsuz bir şey anlaşılıyor, değil mi? Bir yazar etkilenmeden kendi sesini bulmalı diyorlar. Bu ilk başta kulağa hoş gelen fakat çok da karşılığı olan bir durum olduğunu sanmıyorum. Binlerce yıllık bir edebiyat geleneği içinde etkilenmeden yazamazsınız. Hiç kuşkusuz, bu etkilenmeyi ısrarla o yazarın üslubuna dönüştürürseniz tehlikeli. Aksi halde geçmişte bu işe emek vermiş ustalarla düşünmek, benim için entelektüel bir uğraş. Bu da şiirime yansıyorsa, ne mutlu.

M.D.: “Deniz özgürlüktür”, “deniz yalnızlıktır”, “deniz sonsuzluktur”, “deniz uyanıştır” diyorsun. Deniz senin için bütün bu karşıt duyguları nasıl aynı anda taşıyabiliyor?

V.Ö.: Merveciğim, en başta sorunu düzelterek başlamak isterim. Bu söz ettiğin duygular karşıt duygular değil. Hepsi kendi içinde çok başka anlam katmanları olan, şiirimde kullanmış olduğum imgeler. Düşünsene, bir insan denize baktığında hep aynı imge üzerinde mi oyalanır? Elbette hayır. İnsanı insan yapan şeylerden biri de, belli bir yere bakarken çok farklı duygu durumlarını bir arada yaşamasıdır. Unutmayalım, insan bir bileşendir.

M.D.: Kitapta aşk şiirlerinin yanında işçiler ve eşitsizlik de önemli bir yer tutuyor. “Emek var emek var” derken şiirin toplumsal bir sorumluluğu olduğunu mu düşünüyorsun Volkan?

V.Ö.: Elbette Merve düşünenler olmuştur gelgelelim ben masama oturduğumda kendimi bu yönde güdüleyerek şiir yazmıyorum. Ben etkilenme alanlarımla meşgulüm. Şu toplumcu olsun, şu bireyci olsun diye yola çıkmıyorum. Öyle bir derdim yok. Ayrıca bu çok ısmarlama bir davranış olur. Şunu da itiraf etmeliyim, ısmarlama yapılan işleri de sevmiyorum, biliyorsun. Şair, yaşadığı topluma bakınca işin doğası gereği bu meseleleri de görüyor zaten ve işlemek elzem oluyor. Bendeki güdülenme de bu olsa gerek.

M.D.: Şiirlerinde eski eşyalar, kitaplar, gramofon, taş plak, kum saati, fotoğraf, defter ve saat gibi nesneler çok güçlü çağrışımlar yaratıyor. Sence bir eşya, bir insanın hatırasını insandan daha uzun süre taşıyabilir mi?

V.Ö: İnsan yoksa o eşyalara yüklenen anlam da yok demektir. Kendi başlarına bu eşyaların bir anlamı yok demeye getiriyorum. Fakat o eşya ile kurulan ilişki insanda çağrışımlar yaratabiliyor. Herhangi bir tarihte sevgili tarafından size hediye edilen bir kum saatini ya da bir dolmakalemi ele alalım. O kum saatini ya da dolmakalemi sevgilinizin size verdiği anı düşünürken, o anda neler yaşadıklarınız da hafızanızdan düşmeye başlıyor. Bir kum saati, bir dolmakalem sevgilinizle yaşadığınız belli bir dönemin bütün yaşanmışlıklarını ortaya dökebilir. Buna doğal olarak hatırlamak diyoruz. Peki insan neyi hatırlar? Elbette hatıraları hatırlar. O hatırları hatırlamak için de insana ihtiyaç var. Soruna  geri dönersem, hatırlamak bir insan davranışıdır. İnsanlar olmasa, o hatıralar da geleceğe taşınamaz hiç kuşkusuz. Unutmayalım, eşyalar insanlarla yaşamazlar, insanlar eşyalarla yaşarlar. Fakat bu eşyalar üzerinden hatırlanan hatıralar kayda geçilir. Bu da edebiyatla ilgili bir durum. Hatıraları eşyalar değil, edebiyat geleceğe taşır ve kalıcı hale getirir, yapıcısı da insandır.

M.D.: “Bu çağa ait değilim” diyorsun Volkan. Protest bir taraf da var şiirinde. Sen nasıl bakarsın bilemiyorum ama, şiirlerinde geçmişe duyulan özlem çok belirgin. Peki bugünle kurduğun ilişkinin temelinde bir yabancılaşma mı var, yoksa geçmişten bugüne bakarak bugünü anlamaya çalışma çabası mı?

V.Ö.: Merve, hiç kuşkusuz bu çağda yaşıyorum. Bu çağın verimiyim. Bu çağın yabancısı değilim. Zaten çağın getirdiklerini bilemezsen, hiçbir şeyi geçmişteki olgularla karşılaştıramazsın. Gelgelelim bu çağın her normunu sevmek zorunda da değilim. Biliyorsun, bu konularda biraz katı tarafım var. Bunu değerlendirmek sana kalsın. Ne kadar pesimistim ne kadar optimistim bunu ben biliyorum belki ama şiirimde okura yansıyan tarafı ölçmek gibi hadsizlik yapmak istemem. Fakat şunu söylemek isterim, yaşadığım çağ kolaylıklar çağı ve bu nimetlerden ben de faydalanıyorum; fakat “Bu çağa ait değilim,” vurgusu, içinde bulunduğum çağın yozlaşan değerlerine bir diklenmedir. Böyle bakıyorum.

M.D.: Kitabında mitoloji, tarih, din, farklı uygarlıklar ve coğrafyalar iç içe geçiyor: Zeus, Poseidon, Gaia, Roma, Bizans, Osmanlı ve birtakım tarihi figürler. Şiirinde bu tarihsel ve mitolojik katmanları kullanma temelinde nasıl bir arayış var?

V.Ö: Şair, doğayı, çevreyi, mekanları, kentleri gözlemleyip yazdığı kadar, okuduğu metinler üzerinden de şiirini kurabilir, inşa edebilir. Bu benim okuma alışkanlıklarımla doğrudan bağlantılı bir durum olsa gerek. Bir arayıştan ziyade elimdeki malzemeyi kullanmak diyelim.

M.D.: Kitabın sonlarına doğru şiir neredeyse bir itirafa dönüşüyor ve “Seni Çok Özledim!” diyerek bitiyor. Bunca şiirden, hatıradan, aşktan, yalnızlıktan ve tarihten sonra geriye gerçekten tek bir cümle kalsaydı, bu cümle yine “Seni çok özledim” olur muydu?

V.Ö.: Merveciğim, yazdığım o şiiri anımsıyorum. Bir şiirin final dizesi üzerinden bütün bir kitabın ana fikrini oluşturmak çok sınırlayıcı bir yaklaşım olur. Fakat yoğun bir şekilde işlediğim konuları örnek verdiğin için ifade etmeliyim. Edebiyat, bir bakıma bitimliliğe diklenmek değil midir? Kalsın, diye yazarız. Kaybolmasına izin vermemek için yazarız. O, “bitimlilik” hemen arkasından “özlemek” duygusunu doğal olarak getirir, kalbe yerleştirir. Bu duyguyla yaşamak, birçoğumuzda olduğu gibi, benim için de zaman zaman hakikaten yük olabiliyor. Bu duyguları çok derinden yaşadığımı ve benim için yıkıcı olduğunun farkındayım. Fakat işin güzellik tarafı da var. İnsan özlerse, ilk başta hayal kurar. Hayali gerçekleşmese de o an içinde yaşanmışlıkları hatırlayarak mutlu olabilir. O hayal gerçek olmasa da aklımızın sinemasında bir şeyleri canlı tutabiliriz. Bunu değerli buluyorum. Tabii, hayal bittikten sonra hüzün çıkageliyor. Hüzün, her zaman olmasa da, iyi bir duygudur diye düşünüyorum. İyi ki bu insani vasıflara sahibiz. Bundan güzel ne olabilir?! Değil mi?

M.D.: Volkan, bu kısa ve güzel söyleşi için sana çok teşekkür ediyorum.

V.Ö.: Ben de ilgi ve alakana çok teşekkür ederim Merve. Edebiyatla kal. Çok sevgiler.

Edebiyat Burada, 11 Eylül 2026

Kaynak: Edebiyat Burada - "Merve Demir Eski Bir Fotoğrafa Doğru adlı şiir kitabının yazarı Volkan Öten ile konuştu."

Röportaj: https://edebiyatburada.com/merve-demir-eski-bir-fotografa-dogru-adli-siir-kitabinin-yazari-volkan-oten-ile-konustu/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder