4 Ocak 2026 Pazar

Spleen III

Ölümü düşünmediğim bir gün yoktur hayatımda. Bunu hem acı bir gerçek olarak anarım, hem de felsefi bir merak olarak düşünürüm. Tarih boyunca en bilinmez olgulardan tekidir ölüm düşüncesi. Biz yaşamlılar ölümün anlamını kavramaya çalışır dururuz binyıllardır. Kaçınılmaz bir gerçek olduğu açık ve fakat bu gerçekliğin ne kadar karmaşık olduğu da muamma. Her insanda farklı tezahür eder elbet bu düşünce.

Bende de tuhaf bir düşüncedir. Şöyle düşünürüm ama kendimi avutmak için: Gözlerim kapandığında sonsuz bir huzura erecektir ruhum. Öte taraftan da kendi ölümümle acı çeker, yazıklarım. Karışık… Dinler… Daha doğrusu tek tanrılı dinler, ölümün bir son değil bir başlangıç olduğunu söylerler. Ölüm sonrası yaşam için bir ömrü bu düstura bağlamak… İnsanlar bunu nasıl yapıyorlar diye merak etmeden duramam.

Sonra bu düşüncelerden kurtulup gündelik işlere geri döner, bir ya da birçok meşgale bulurum kendime. Bu çoğu zaman edebiyattır. Evet, ölüm duygusu içimizde hep olacak. Bu durum kaçınılmaz bir hâldir. Kaçınılmazdır ve fakat ben ölümün kendisiyle değil, düşüncesiyle ilgilenirim daha çok. Düşünürüm ve sonra yazarım.

Öte taraftan bu ölüm düşüncesi beni çalışmaya iter. Ben bu dünyadayım ve bana şu kadar ömür biçilmiştir. Benim bu zaman zarfında hep günlerimi çalışmaya ayırmam gerek. Tuhaf ama ölüm ile çalışmak arasında bir korelasyon kurar bedenim ve elime kalemi, kâğıdı alır; kim bilir ölüm hakkında bir deneme yazarım, şimdi olduğu gibi. Benim için ölüm farkındalıktır. Yaşadığını bilmektir.

Kimi insanlar vardır, yaşadıklarının idraklerine dahi varamamışlardır. Ben bu insanlardan değilimdir. İdrak aslında düşünen insanın bir eylemi değil midir? Değildir. İdrak, sizi tek başınıza kurtarmaz; fakat idrake varan eylem peşinde olmalıdır. Eylem sonuçtur. Ben sonuçlarla ilgilendiğim kadar başlangıçlarla da ilgilenirim. Başlangıç idraktir. Sonuç eylem. Belki de unutmak eylemdir. 

Ölüm'ü unutmak, bir süre…





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder