Umberto Eco’nun Gülün Adı adlı romanını okuyorum iki gündür. Bir sahne var: Kütüphane sahnesi. Âdeta bir labirent. Öyle de zaten. Roman da “Labirent” diyor. Belli başlı kitaplar ve bazı harf imleri… Olağanüstü bir anlatım. Aslında meselem Eco’yu anlatmak değil, onu anlatmak benim gibi fakire mi düşer?! Kitaplar arasında kaybolduğum son üç ayı anlatmak isterdim örnekse. Gelgelelim daha ölçüsü belli bir imgeden söz almak isterim: Labirent. Çok yazarda gördüğüm bir imgeyi anlatmak. Enis Batur’dan Alberto Manguel’e, oradan Eco’ya aklıma gelenler… Sayfalar arasında kaybolduğum şu günlerde ben de kendi labirentimi örmeye çalışıyorum. Farklı kitaplardan birtakım özler alıyorum. Bunun tadı çok başka. Her hikâye, her roman bana kendi labirentini de gösteriyor ve fakat çıkış yolunu vermiyor. Elbette iyi kitaplarda. Kötü kitaplarda çıkış yolu bulmak kolaydır. İyi metinler ise bu akıl oyununu labirente döndürür durur. Bir adım attım artık, geri dönüşü yok. Kayboldum. Bir okur olarak kayboldum. Makbul okur kaybolur, öyle değil mi? Yazarın sunduğu atmosferde kayboldum. Ama dedim ya, ben burada kendi labirentimi de dayatıyorum. Belki bir yol haritası arıyorum ve yorumluyorum. Bu kendi labirentim kaldı ki sadece bana özel yapılmış değil. Elbette iyi yazarların, iyi kitapların ruhlarıyla hareket ediyorum. Metnin bana sunduğu öğeler benim oyuncaklarım. Bazı ayrıntılar örnekse… Keşfetmek belki de işin özü. Birtakım anlam dünyası ararken geçirdiğim vakitte bir çıkış yolu arıyorum. Aslında bu oyun hem acılı hem de keyifli. Hayat gibi. İçinde acı da var, keyif de… İşte tam da bu noktada kendi yönümü çizmemin vakti. Kitaplar biraz da size kendi yönünüzü çizdirmek isterler. Kişi bu dünyada bir yolculuk içinde değil mi? Ben yolumu âlimlerde, mistiklerde, ve de masallarda görüyorum. Kayboluyorum. Böyle. Okuyarak, yazarak nasıl bir yol çizebilirim ki? Bu yol hangi taşlardan oluşur? Sorular… Sorular… Bir roman yazmak mı? Bir hikâye yazmak, şiir yazmak mı? Bir deneme, bir düşünce karalamak mı? Evet, bütün bunları elimden geldiğince yapıyorum elbette. Gelgelelim bu yol yol mudur? Yazmak yol mudur? Yolsa ne sancılı bir yoldur... Şöyle: Her gün sabah kalktığımda elimde bir başka labirent haritası "kitap" ve sonu nereye varacağı bilinmeyen "yazı" histerisi. Bu yol değil açıkçası, bir labirent.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder