Sabahın erken saatlerinden biri… Her zamanki gibi
annemle birlikte hazırladık kahvaltıyı. Yeni bir gün. Sabah haberleri. Bir
haber okudum: Ölüm haberi. Son yıllarda okuduğum mükerrer olmayanlar,ölüm
haberleri olmalı. Tekrarının olmayacağı bir haber.
Üç yıl oldu mu? Tam hatırlayamıyorum. Aşağı-yukarı… İlk tanıştığımız zamanlardı. Üstünde yün bir yelek, uzun bir etek, salaş; çıplak ayak, elinde konyak ve sigara!
Soda, sodaa, sodaa, diye bir ses… İlk anda çarpılmıştım. “Sodade” adlı parçasını okuyordu.
Üç yıl oldu mu? Tam hatırlayamıyorum. Aşağı-yukarı… İlk tanıştığımız zamanlardı. Üstünde yün bir yelek, uzun bir etek, salaş; çıplak ayak, elinde konyak ve sigara!
Soda, sodaa, sodaa, diye bir ses… İlk anda çarpılmıştım. “Sodade” adlı parçasını okuyordu.
Youtube’da izlemiştim.
Kim tanıştırdı?
Unutmak: ihanet!
Kötü haberi okudum, gözümden yaşlar boşaldı. Annemden sakladım… Sonra müzik çalara yöneldim.
Sodade: Cesaria Evora Best Of… Yas tutuyorum!
Kötü haberi okudum, gözümden yaşlar boşaldı. Annemden sakladım… Sonra müzik çalara yöneldim.
Sodade: Cesaria Evora Best Of… Yas tutuyorum!
“Melankoli”yi ve “Nostalji”yi seviyorum… Bir de üç
noktaları…
Yaslarımı hep ara bir yüzeyde yaşarım. Evora’nın
vefatı da bana, yasların; mutlulukla, mutsuzluk arasında gidip gelen
duygular olduklarını, ara bir ifade olduğunu bir kez daha anımsattı.
Ne de olsa “Sodade” parçasını dinliyordum. Tınılarda
mutlulukla hüznü bir arada yaşatan bir hava…
Hüzünlü bir mutluluk! Ne tuhaf…
Afrika insanlarının gözlerinde de, hiçbir zaman tam
bir mutluluk ifadesi görmedim. En mutlu gördüğümü sandığım dahi, gözlerinde
hüzünlü bir hava hâkimdi sanki. Topraklardan geliyor bu hava, sanırım.
En ateşli eğlencelerin ve en dramatik hüzünlerin
yaşandığı topraklar.
Evet, Atlas Okyanusu’nda, Kuzey Batı Afrika
açıklarındaki adalar ülkesi, Cape Verde’ye bağlı Sao Vicente, Mindelo’da doğmuş
Cesaria Evora… Portekiz’in yıllarca sömürdüğü bir yer!
İşte böyle bir ülkede doğan Cesaria Evora, kendi değimiyle, aç insanlarla, dünyanın fakir halklarıyla dayanışma içinde olmak amacıyla, sahneye gösterişli ayakkabılar yerine çıplak ayakla çıkmayı tercih ediyordu.
İşte böyle bir ülkede doğan Cesaria Evora, kendi değimiyle, aç insanlarla, dünyanın fakir halklarıyla dayanışma içinde olmak amacıyla, sahneye gösterişli ayakkabılar yerine çıplak ayakla çıkmayı tercih ediyordu.
Öte yandan gazetecilerin bu konuyu hatırlatması
üzerine, kendisiyle çelişecek ve şöyle diyecekti:
“Bu doğru değil. Cape Verde’de herkes böyle dolaşır.
Ayakkabı giymiyorlar. Çıplak ayakla dolaşmaya alışmışsan, ayakkabı giydiğinde
özgürlüğünün müthiş şekilde kısıtlandığını hissediyorsun.”
Geldiği toprakları unutmayan sanatçı, çıplak ayakla
sahneye çıkarak, ülke topraklarının çektikleri açılarını dünyaya bu şekilde
anlatacak, öte yandan da bunu ajite etmeden, onurlu bir duruş sergileyecek,
bizim oralarda çıplak ayakla dolaşmak normal bir şeydir, demeye getirecekti.
Cesaria Evora olmak kolay bir şey değildi elbette.
Albümleriniz dünyada milyonlar satacak, defalarca
Grammy’e aday gösterileceksiniz ve siz Madonna’nın konser teklifini geri
çevireceksiniz.
İşte bu şöhrete rağmen Cesaria Evora, konserler
dışındaki zamanını çocukluk yıllarından kalma evin yerine, yaptırdığı küçük
konağında, dostlarıyla, çocukları ve torunlarıyla beraber vâkit geçiriyordu.
Ve sahnelere çıplak ayakla çıkıyordu. Dünya da bu
yüzden seviyordu Evora’yı.
Bu noktada düşünüyorum da; çağımızda sorumsuzca
kullanılan "sanatçı", “duayen”, “ megastar" “diva” gibi
sözcükleri hatırlayınca, böyle özel bir sanatçıya yakıştıracağınız sözcüğü
seçmek ne kadar zor oluyor.
Dünya ona “Çıplak Ayaklı Diva” derdi. Ülkesi ise,
“Kültür Elçisi”.
Evora, benim gözümde de bir “Kültür Elçisi”ydi. Küba
ve Afrika müzikleriyle donanmış, geleneksel tınılarıyla tam bir muhafazakârdı.
Bu yüzdendir ki benim hayatımda da çok önemli bir yeri vardır Cesaria
Evora’nın.
Muhafazakârlaşmayı yalnızca dini duyarlılıklar olarak algıladığımız toplumumuzda; ölen, yok olmaya yüz tutan, konuşulmayan, konuşturulmayan dillerin coğrafyası Anadolu’da; onlarca dili barındıran bu coğrafyada; bir şeyleri muhafaza etmezsek, etnik tınıları (müzikleri) yitirdiğimizi; bu zenginliklerin yavaş yavaş yok olduğunu göreceğiz. Kaldı ki dünyanın bize saygı göstermesini bekliyorsak, öncelikle biz, içimizdeki farklılıklara tahammül etmeyi öğrenmek zorundayız.
Muhafazakârlaşmayı yalnızca dini duyarlılıklar olarak algıladığımız toplumumuzda; ölen, yok olmaya yüz tutan, konuşulmayan, konuşturulmayan dillerin coğrafyası Anadolu’da; onlarca dili barındıran bu coğrafyada; bir şeyleri muhafaza etmezsek, etnik tınıları (müzikleri) yitirdiğimizi; bu zenginliklerin yavaş yavaş yok olduğunu göreceğiz. Kaldı ki dünyanın bize saygı göstermesini bekliyorsak, öncelikle biz, içimizdeki farklılıklara tahammül etmeyi öğrenmek zorundayız.
İşte biraz da bu kaygılardan dolayı seviyorum
Cesaria Evora’yı. Kendi ülkesinin müziğini dünyaya taşıdığı için, sevdirdiği
için, yok olmaya bırakmadığı için seviyorum Cesaria Evora’yı…
İşte biraz da bu yüzden bu yas: Bu empati!
Ben de Cesaria Evora gibi, ateşli eğlencelerin ve en
dramatik hüzünlerin yaşandığı topraklarda yaşıyorum.
…
17 Aralık 2011’de bunları yazmışım günceme. O gün
kaybetmişiz Çıplak Ayaklı Diva’yı.
Her gün olduğu gibi, bu sabah da annemle birlikte
hazırladık kahvaltımızı. Yine her zaman olduğu gibi aceleye getirdim
kahvaltıyı. Şimdi ise akşama kadar okuyacağım kitaplara koşmadan önce, bu
yazıyı Güz Güncem ismini taktığım defterimden, bilgisayara geçiyorum.
Bir ilkyazda da yazsam, Ağustos’un kavurucu sıcaklarında ya da kışın
ortasında da yazsam, güz güncesi işte… Her mevsimi güz yaşamak…
Güncemi karıştırınca dikkatimi çekti. Bir on gün
kadar sonra ateşli eğlenceler olmuş yılbaşında, Tanpınar incelememi yazmışım…
Irak sınırında, aynı günlere denk gelen 35 kişinin yanlışlıkla bombalanarak
öldüğünü veya öldürüldüğünü de not almışım...
Bir an “Sodade”yı dinlemek geçti içimden. Youtube’u
açtım. “Cesaria Evora” yazdım… Parmaklarım varmadı tıklamaya… Aylar sonra ilk
defa sigara içme isteği uyandı: Melankoli, Nostalji…
Bu yas hepimizin ama!
Hepimiz...
Cesaria Evora, “Morna”lar (yas anlamında,
melankolik, nostaljik bir tür jazz) için, Cape Verde halkının çektiği acı dolu
şarkılardır, diyordu ve ekliyordu:
“ Şarkılarımın benimle ilgili olduğunu
düşünebilirsiniz. Ama aynı şeyler herkesin başına gelebilir. Sadece kendi
başıma gelenleri söylemiyorum, rahatlıkla: “aynı şey benim de başıma
gelmişti”, diyebilirsiniz.”
Tarihsiz
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder